SON KITAP // En Yeni

Leo A. Miller, Gladio

admin Tarafindan Ocak 11th, 2010 Tarihinde gonderildi.

e-kitap

Elinizdeki kitap, kısa bir süre önceye dek varlığı konusunda en küçük bir şey bilinmeyen bir gizli servisin izini345dfggfwearaştırıyor: Ellili yıllardan itibaren tüm Batı Avrupa üzerinde ağlarım ören, yeraltında örgütlü, paramilitcr bir haberalma örgütü bu… örgütün esas görevi: Savaş durumunda terör, sabotaj yapmak ve ayaklanma çıkarmak, örgütün altyapısı: Neredeyse Avrupa’nın her yerinde gizli silahlı gruplar ve cephane depolan. Tüm ülkelerde “X günü” için partizan grupları oluşturmak, bunları en modern ve olabildiğince gizli iletişim ağıyla donatarak, en çetin çatışmalara hazırlamak, tümünü Brüksel’deki NATO merkezinin gizli bir birimiyle koordinasyona sokmak…

önsözden devami… »

Bookmark and Share

Bu yazı toplamda 802, bugün ise 13 kez görüntülenmiş

Sevan Nişanyan, Sözlerin Soyağacı

admin Tarafindan Ocak 7th, 2010 Tarihinde gonderildi.

e-kitap

ÇAĞDAŞ
TÜRKÇENİN KÖKENBİLİM
SÖZLÜĞÜ

dfg5623dcfÇAĞDAŞ TÜRKÇENİN KÖKENBİLİM SÖZLÜĞÜ

Bunları biliyor muydunuz?

- Eşya, Arapça şey sözcüğünün çoğuludur.

- Sandviç, sözcüğünü, kumar masasından kalkmadan karnını doyurmayı alışkanlık edinen Sandwich

kontuna borçluyuz.

- Elektrik, kehribanın Eski Yunanca adı olan elektron’da gelir. Kehribar sözcüğünün aslı olan devami… »

Bookmark and Share

Bu yazı toplamda 826, bugün ise 2 kez görüntülenmiş

Ernesto Che Guevara, Gerilla Savaşı

admin Tarafindan Ocak 5th, 2010 Tarihinde gonderildi.

e-kitap

Bu eser Camilo Cienfuegos’un* anısına sunulmuştur. Onu okumalı ve gerekli düzeltmeleri yapmalıydı,
kaderi buna izin vermedi. Bu satırlar, Direniş Ordusunun büyük yüzbaşısına, bu devrimin yarattığı en
büyük gerilla şefine, kusursuz devrimciye, kardeşçe bağlı olduğum dosta saygı ifadesi olarak kabul
edilebilir.
Camilo, Fidel’in silah arkadaşı, savaşın zor anlarında güvenilir adamı, fedakar mücadeleci,
fedakarlığından daima karakterini çelikleştirmek ve birliğininkini işlemek için araç olarak
yararlanan bir savaşçıydı. Sanırım ki, gerilla savaşının kazandırdığı bütün deneyleri biraraya
topladığımız bu el kitabını onaylayacaktı, çünkü deneyimimiz hayatın ta kendisinin ürünüdür. Fakat,
bu sayfalara ancak bazı tarihi kişiliklerde görülebilen kusursuzluktaki duygularının, zekasının ve
cesaretinin canlılığını ekleyecekti.
Bununla birlikte, Camilo’yu yalnız dehasının gücüyle olağandışı işler başaran bir efsane kahramanı
olarak düşünmemek gerekir. Onu, halkın, zor koşullar ve mücadele içinde kahramanlarını, şehitlerini,
şeflerini muazzam bir seçimle oluşturduğu gibi kendi içinden çıkardığı bir unsur olarak görmelidir.
Camilo’nun, Danton’un devrim anları için söylediği, “cüret, daha çok cüret, daima cüret!”
biçimindeki özdeyişini duymuş olup olmadığını bilmiyorum. Bütün eylemlerinde, gerillaya gerekenleri,
yani durumun hızlı ve kesin analizini, gelecekte ortaya çıkacak sorunları önceden görebilme
yeteneğini de ekleyerek, her zaman, bu sözü pratiğe uygulardı. Kahramanımıza karşı kişisel saygı ve
bütün bir halkın saygısı niteliğindeki bu satırlardan amaç Camilo’nun biyografisini anlatmak,
başarılarından sözetmek değildir, diyebilirim ki Camilo binlerce başarının adamıydı, onları çok
doğal bir biçimde gerçekleştirir, çünkü cesaretine, halka olan saygısına kendi kişiliğini eklerdi.
Kişiliği ki, çok kez bilinmez yada unutulur, bu değerli unsur ki, Ca-milo’ya ait herşeye damgasını
vurur, bu değerli orijinallik ki, çok az insan, eylemlerinin her birinde izini bırakabilir. Fidel
daha önce söylemişti: Kültürü kitaplardan gelmiyordu; onu, cesareti [,] katılığı, zekası ve
benzersiz dikkat ve özeni sayesinde, binlercesi arasından, eriştiği ayrıcalıklı mevkiye seçen halkın
doğal zekasına sahipti.
Doğruluk, Camilo için bir din gibiydi, kendini halkın iradesini kişiliğinde cisimleştiren Fidel’e
karşı ve halkın kendisine karşı doğruluğa adamıştı. Bu yenilmez gerillada bu iki duygu, Fidel ile
halk gibi birbirinden ayrılmazdı.
Onu kim öldürdü?
Daha doğrusu kendimize şöyle sormalıyız: Fiziksel varlığına kim son verdi? Çünkü onun gibi
insanların hayatı halkın içinde sürer gider, ancak halkın kararıyla sona erer.
Onu öldüren düşmandır, çünkü ölmesini istiyordu; çünkü güvenilir uçak yoktur, çünkü pilotlar henüz
gerekli tüm deneyimi kazanmış değillerdir; çünkü yüklü işleri nedeniyle, Havanaya mümkün olduğu
kadar çabuk varmak istiyordu… ve yine, onu öldüren karakteri oldu. Camilo tehlikeyi ölç-mezdi,
tehlike onun için bir eğlenceydi, onunla oynardı, tehlikeyle güreşir, üzerine çeker ve şaşırtmaca
yapardı; gerilla zihniyeti gereğince, hiçbir engel onu durduramaz, çizdiği yoldan döndüremezdi.

Bu eser Camilo Cienfuegos’un* anısına sunulmuştur. Onu okumalı ve gerekli düzeltmeleri yapmalıydı, kaderi buna izin5678fg11 vermedi. Bu satırlar, Direniş Ordusunun büyük yüzbaşısına, bu devrimin yarattığı en büyük gerilla şefine, kusursuz devrimciye, kardeşçe bağlı olduğum dosta saygı ifadesi olarak kabul edilebilir.

Camilo, Fidel’in silah arkadaşı, savaşın zor anlarında güvenilir adamı, fedakar mücadeleci, fedakarlığından daima karakterini çelikleştirmek ve birliğininkini işlemek için araç olarak yararlanan bir savaşçıydı. Sanırım ki, gerilla savaşının kazandırdığı bütün deneyleri biraraya topladığımız bu el kitabını onaylayacaktı, çünkü deneyimimiz hayatın ta kendisinin ürünüdür. Fakat, bu sayfalara ancak bazı tarihi kişiliklerde görülebilen kusursuzluktaki duygularının, zekasının ve cesaretinin canlılığını ekleyecekti. devami… »

Bookmark and Share

Bu yazı toplamda 351, bugün ise 3 kez görüntülenmiş

Texe Marrs, İlluminati

admin Tarafindan Ocak 3rd, 2010 Tarihinde gonderildi.

e-kitap

Muhtemelen hem Mark Jones, hem de Joseph Kennedy doğruyu söylüyorlardı. Yaptığım geniş araştırmalar,fghıuhy8723Amerika’yı yüzden daha az sayıda insanın perde gerisinden yönettiğini gösteriyor. Bu adamları kimse seçmedi. Geniş kesimler tarafından tanınmıyorlar. Ama yine de bu büyük grubun çok az bir kesimi yüksek elitler arasında sayılıyor.

Aslında, sadece yıllardır yaptığım geniş çaplı çalışmalara değil, aynı zamanda İncil’deki kehanetlerin de doğrulamasına dayanarak söyleyebilirim ki, şu anda tüm dünyayı sadece 10 kadar kişi yönetiyor! Bu on kişi, llluminati’nin iç Çemberini oluşturuyorlar. Hiyerarşik piramite göre altlarında kendilerine bağlı yaklaşık üçyüz küresel teknisyen bulunuyor; onlarında altında yüzbinlerce mürit, ya da “Yeni Dünya Düzeni Hizmetkarı” bulunuyor.

Bu topluluğun dünyada meydana gelen olaylar ve günlük yaşamlarımız üzerindeki etkisinin dehşet verici gücü bizi, îç Çemberi oluşturan bir avuç dolusu ismi biraz daha yakından incelemeye mecbur ediyor.

-kitaptan-

devami… »

Bookmark and Share

Bu yazı toplamda 529, bugün ise 2 kez görüntülenmiş

Henry D. Thoreau, Haksız Yönetime Karşı

admin Tarafindan Ocak 3rd, 2010 Tarihinde gonderildi.

e-kitap

Thoreau her ne kadar anarşist gibi görünüyorsa da, aslında, hiçbir yönetimi kabul etmeyenler arasına sokamayız onu.0393959058 Onun, belli yönlerden haksız bulduğu yönetime, Amerikan yönetimine karşı koyan bir tutumu var. Eğer yönetimlerin her türlüsünü benimsemeyen bir tutumu olsaydı, “Resistance to Civil Governement” adını taşıyan bu yapıtını “Her Türlü Yönetime Karşı” diye çevirmek gerekirdi. Ama, Thoreau’nun böyle kesin bir tutumu yok. “Civil Governement” sözü “Devlet yönetimi” anlamına gelmekle birlikte, buna, Thoreau’nun asıl düşüncesine ve yapıtının ruhuna bağlı kalmak kaygısıyla “haksız” sıfatını eklemeyi ve çeviriye “Haksız Yönetime Karşı” başlığını koymayı daha uygun buldum. Yapıtın bütününden de anlaşılacağı üzere, Thoreau, yaşadığı günlerin haksız yönetimine karşı geliyor yalnızca. Nitekim, yapıtının başlarında hükümetin ortadan kalkmasını değil, daha iyi bir hükümet kurulmasını istiyor ve sonunda da insan saygısı üzerine dayanan ideal bir yönetimin özelliklerini açıklıyor. devami… »

Bookmark and Share

Bu yazı toplamda 319, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Anatole France, Thais

admin Tarafindan Aralık 24th, 2009 Tarihinde gonderildi.

e-kitap

Yazarların yaşam öyküleriyle öyküleri, romanları ve kahramanları arasında doğrudan ya da dolaylı bağlar kurmanın,7834rtghvb edebiyat eleştirmenlerinin ve tarihçilerin ne kadar işine yaradığı tartışılır. Kimi durumlarda bu iki düzlem arasındaki bağ, romanların, öykülerin ana fikrini, amacını anlamamızı ve kavramamızı kolaylaştırmaktan da öteye- mümkün kılacak bir destek işlevine bürünebilmektedir. Ne var ki iş, yaşam öyküsünden esere giden bu yolun, öteki deyişle bir yandaki somut, tarihsel karakterdeki deneyimlerin, yaşantıların, öte yandaki sanatın soyut, zaman üstü yapısal organizasyonu ile kurduğu ilişkinin ne türden bir ilişki olduğu, hayatın izdüşümlerinin yazılanlara nasıl, ne yollardan yansıdığı, bunları orada yeniden bulup yorumlamanın, anlamlandırmanın yolunun, yönteminin ne devami… »

Bookmark and Share

Bu yazı toplamda 269, bugün ise 2 kez görüntülenmiş

Ahmet Altan, İsyan Günlerinde Aşk

admin Tarafindan Kasım 10th, 2009 Tarihinde gonderildi.

fgyas567

e-kitap

Yakın tarihimize damgasını vuran 31 Mart Vakası’nın çevresinde gelişen İsyan Günlerinde Aşk, insanın en derinlerinde saklı olan duyguları bile şaşırtıcı bir aydınlıkla gösteren bir roman. İnsanları ustalıkla anlatırken tarihin de onlar gibi sırları, yalanları, ihanetleri, asla açığa çıkarmaya yanaşmadığı karanlık yanları olduğunu hatırlatıyor.

İsyan Günlerinde Aşk, bütün bir yüzyılı sarsan bir ayaklanmanın içinde yaşayanların aşkları, tutkuları, acılarıyla dokunmuş. Bu kitabı okuduktan sonra bir daha unutamayacaksınız. devami… »

Bookmark and Share

Bu yazı toplamda 1512, bugün ise 4 kez görüntülenmiş

Maksim Gorki, Yol Arkadaşım

admin Tarafindan Kasım 6th, 2009 Tarihinde gonderildi.
Çocukluk ve ilk gençlik, Narodniklerle ilişkiler
Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov’dur. “Acı” anlamına gelen Gorki adını sonradan aldı. 1868 yılında
Nijni Novgorod (bugünkü Gorki) kentinde doğdu. Babası M.5. Peşkov, marangozdu. Annesi V. V. Kaşirina,
bir boya atölyesi sahibinin kızıydı. Babasını çocuk yaşlarda yitiren Gorki, bir süre dedesi V.
Kaşirin’in evinde yaşadı. Fakat günün birinde V. Kaşirin şöyle dedi torununa: “Aleksey, sen bir
madalyon değilsin. Seni ömrümün sonuna kadar boynumda taşıyamam. Haydi git, ekmeğini kazan.” Gorki
“ekmeğini kazanmaya” gitti bunun üzerine. O sırada on bir yaşındaydı. Bir sürü işe girip çıktı.
Dükkânlarda çıraklık, bir gemide ahçı yamaklığı yaptı. Ahçıbaşı, o dönemin Rusyasında çok raslanan
okumuş emekçilerdendi. Gorki’nin kitaplara ilgi duymasında büyük etkisi oldu bu adamın. Aleksey hiç
durmadan okumaya başladı ondan sonra. Eline ne geçtiyse, yutarcasına okudu. 1884 yılında Kazan
Üniversitesi’ne girmek istediyse de, olumlu bir sonuç elde edemedi. Binbir yoksulluk içinde hamallık,
fırınlarda yamaklık yaptı. Rusya’da devrimci hareketin başında Narodnikler vardı o sırada. Gorki de bu
gruplara katıldı. İşçiler ve köylüler arasında devrimci propagandaya girişti. Sonra halkın hayatını
yakından görmek isteyerek uzun yolculuklara girişti. 1888′de Hazar Denizi balıkçı takımlarında, sonra
Gryaz-Tsar, İtsınskay istasyonlarında çalıştı. 1889′da Nijni Novgorod’da, yazar Korolenko’yla tanıştı.
Korolenko sonradan Gorki’nin edebiyata girmesine yardım edecektir.
Polis arşivlerine ve edebiyata ilk adım, yolculuklar
Devrimci Narodniklerle ilişkisi nedeniyle 1889′da tutuklandı. 1891 ilkbaharında yeniden Rusya içi
yolculuklara girişti. Volga, Don Bozkırlari, Ukrayna ve Tuna boylarını dolaştı. Oradan Kırım yoluyla
Kuzey Kafkasya’ya ve Tiflis’e gitti. Burada bir yıl kalarak çekici ameleliği ve yazmanlık yaptı.
Devrimci işçilerle ve aydınlarla ilişkiler kurdu. Yasadışı bir gruba katıldı. “Makar Çudra” bu sırada
yazıldı ve gorki ilk kez bu öyküyle (”Kafkas” Gazetesi, 1892) yayın yaşamına girdi. Çok sonra
yayımlanan “Kız ve Ölüm” adlı şiirini de bu sırada yazmıştı.

asdf67823

e-kitap

Çocukluk ve ilk gençlik, Narodniklerle ilişkiler

Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov’dur. “Acı” anlamına gelen Gorki adını sonradan aldı. 1868 yılında Nijni Novgorod (bugünkü Gorki) kentinde doğdu. Babası M.5. Peşkov, marangozdu. Annesi V. V. Kaşirina, bir boya atölyesi sahibinin kızıydı. Babasını çocuk yaşlarda yitiren Gorki, bir süre dedesi V. Kaşirin’in evinde yaşadı. Fakat günün birinde V. Kaşirin şöyle dedi torununa: “Aleksey, sen bir madalyon değilsin. Seni ömrümün sonuna kadar boynumda taşıyamam. Haydi git, ekmeğini kazan.” Gorki “ekmeğini kazanmaya” gitti bunun üzerine. O sırada on bir yaşındaydı. Bir sürü işe girip çıktı. Dükkânlarda çıraklık, devami… »

Bookmark and Share

Bu yazı toplamda 988, bugün ise 5 kez görüntülenmiş

Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları

admin Tarafindan Ekim 31st, 2009 Tarihinde gonderildi.

rfgb765hjb

e-kitap

Batı medeniyetinin her yerde doğu medeniyetinin yerine geçmesi doğal bir kanun olunca, Türkiye’de de böyle olması zorunlu idi. O halde Doğu medeniyeti dairesinde bulunan Osmanlı medeniyeti ister istemez ortadan kalkacak, onun yerine bir taraftan İslam diniyle beraber bir Türk kültürü, diğer taraftan da Batı medeniyeti geçecektir. İşte Türkçülüğün görev bir taraftan yalnız halk arasında kalmış olan Türk kültürünün arayıp bulmak, diğer taraftan Batı medeniyetini tam ve canlı bir biçimde alarak milli kültüre aşılamaktadır…

Türkçülere gelince, bunlar esasen Bizanslı olan Doğu medeniyetini büsbütün bırakarak Batı medeniyetini tam devami… »

Bookmark and Share

Bu yazı toplamda 2074, bugün ise 6 kez görüntülenmiş

Sait Çetinoğlu-Dara Cibran, Pontus Sorunu

admin Tarafindan Ekim 28th, 2009 Tarihinde gonderildi.
Pontos’un kelime anlamı denizdir. Pontos sözcüğü bir milletin/ulusun veya etnik grubun adı değildir.
Tarihsel Pontos Bölgesi ise kabaca, Osmanlı’ların Gümüşhane, Lazistan, Samsun (Canik) Sancaklarını
kapsayan Trabzon Vilayetini içine almaktadır. Cizye kayıtlarına göre bu bölge 16.yy’dan beri
Anadolu’daki Hıristiyanların en kalabalık oldukları yerdir. Bunların büyük bölümü Ortodoks
Hıristiyanlardır, ancak onların Yunanlı olduklarını söylemek güçtür. Bunlar 4. yy’dan itibaren
Gürcülerin Hıristiyanlaştırılan iki ana grubu Tzanlar (Canik bölgesinde) ile Lazların (Lazistan
Bölgesinde) soylarından geldikleri, genellikle Rumca konuşmakla beraber yerel bir diyalekt
kullandıkları ve kendilerine özgü pek çok adetlerinin olduğu bilinmektedir. Kıyı şeridindekilere, eski
Yunan kolonileriyle, bölgeye özellikle Trabzon !mparatorluğu döneminde yerleşen Helenleşmiş Bizans
ailelerinin soyundan gelenleri de ekleyebiliriz. Trabzon’un ve dolayısıyla Karadeniz’in fethinden
sonra Tzan ve Lazların önemli bölümü Müslümanlığı kabul etmiştir, bunların bir bölümü de 19 yy da
uyanan Yunan milliyetçiliğinin etkisi ve Tanzimat ile Islahat fermanlarıyla dinsel özgürlük geldiği
kanısıyla yeniden Hıristiyanlığa dönen Of yöresinde yaşayanlar gibi iki din arasında belirlenmemiş bir
inanca bağlı kalmışlardır.

gyıfty767

e-kitap

Pontos’un kelime anlamı denizdir. Pontos sözcüğü bir milletin/ulusun veya etnik grubun adı değildir. Tarihsel Pontos Bölgesi ise kabaca, Osmanlı’ların Gümüşhane, Lazistan, Samsun (Canik) Sancaklarını kapsayan Trabzon Vilayetini içine almaktadır. Cizye kayıtlarına göre bu bölge 16.yy’dan beriAnadolu’daki Hıristiyanların en kalabalık oldukları yerdir. Bunların büyük bölümü Hıristiyanlardır, ancak onların Yunanlı olduklarını söylemek güçtür. Bunlar 4. yy’dan Gürcülerin Hıristiyanlaştırılan iki ana grubu Tzanlar (Canik bölgesinde) ile Lazların (Bölgesinde) soylarından geldikleri, genellikle Rumca konuşmakla beraber yerel bir kullandıkları ve kendilerine özgü pek çok adetlerinin olduğu bilinmektedir devami… »

Bookmark and Share

Bu yazı toplamda 855, bugün ise 2 kez görüntülenmiş